|

Çok eski çağlarda, ülkenin birinde,
dinazorların yuvalandığı bir yer vardı. Dinazorlar, yavrulama zamanı
geldiğinde, yumurtalarını buraya bırakırdı. Bazı dinazorlar, bırakılan
yumurtaların başını bekler, yavruların yumurtadan çıkışında, onların
yaşama alışmaları için gereken ilk desteği sağlama görevini üstlenirdi.
Bu dinazorlara "Öğretmen" denirdi. Dinazor yavruları, kendi başlarına
yaşamlarını sürdürebilecekleri büyüklüğe gelince, yuvadan ayrılıp, ülkenin
diğer yerlerine yayılırdılar. Yuvadan çıkan dinazor yavrularının çoğu,
ülkenin en verimli topraklarının bulunduğu batıya göç ederdi. Burada,
yeşillikler ve bol yiyecek vardı. Batının en verimli alanları, yedi
tepeye yayılmış ağaçlık bölgeydi. Buraya "Yedi Tepe Ormanları" denirdi.
Dinazor yavruları en çok, Yedi Tepe Ormanları'na giderdi. Yedi Tepe
Ormanları'nın nehir gibi akan mavi denizin yanında olması, buraya ayrı
bir güzellik veriyordu. Ormandaki hayvanlar, çoğu zaman dinlenmek için
deniz kıyısına iner, boğazın diğer yakasındaki ormanlara ve kıyıdaki
kumsala bakıp, zaman geçirir, birbirleriyle oynayıp eğlenirdi. Yedi
Tepe Ormanları'nda yaşayan dinazorların sayısı çoktu. Dinazorlar, ormandaki
ağaçların arasında gizlenerek yaşadıklarından, sayılarının ne denli
çok olduğu, diğer hayvanlarca bilinmezdi. İri gövdeli dinazorları görenler,
onlardan korkup kaçardı. Gerçi dinazorların çoğu, başka hayvanlara zarar
vermeden, ormandaki yiyeceklerle yetinmeye çalışırdı ama, diğer hayvanlar
onların ürkütücü büyüklüğünden çekinir, onlara pek yaklaşmazdı. Bazı
kurnaz hayvanlar, dinazorların kendilerine saldıracağını düşünüp, orman
yasalarını çiğnememeye çalışırdı. Bazıları da, belli etmeden, yasalara
aykırı davranışlarını sürdürürdü... Yedi Tepe Ormanları'nda yalnız dinazorlar
yaşamıyordu. Bu ormanın çevresindeki taşlık alanlarda akbabalar da yaşardı.
Bilirsiniz akbabalar yeşil alanları sevmezler. Onlar taş ve kum çöllerinde
yuvalanırlar. Yedi Tepe Ormanları'nın çevresindeki taşlık alanları kullanan
akbabaların gözü, hep Yedi Tepe Ormanları'ndaydı. Burayı nasıl taş çölüne
çevireceklerini kuruyordular. Aslında bir çok orman alanını, taş çölüne
çevirmeyi başarıp, buralara yuvalanarak sayılarını daha da çoğaltıyordular.
Ormandaki ağaçların arasında gizlenmeye çalışan dinazorlar, ormanlar
yok oldukça saklanacak yer bulma güçlüğü çekiyordular. Bu nedenle akbabaların
taş çölleri, en çok dinazorları huzursuz ediyordu... Ormanları yok olan
diğer hayvanlar, taş çölündeki oyukların arasına saklanıp yaşamlarını
sürdürmeye çalışıyor ama, açlıktan güçsüz düşünce, akbabalara yem oluyordu.
Yedi Tepe Ormanları'nın taş çölüne dönüşmeye başlaması üzerine dinazorlar
yaşamak için kendilerine yeni bir yer aramaya başladılar. Sonunda boğaza
bakan yamaçlardan birinde, yeşilliği bozulmamış, ağaçları akbabalarca
yok edilmemiş, bir vadi buldular. Bu alana "Yeşil Vadi" adını verdiler.
Dinazorlar, buranın da taş çölüne dönüşmemesi için akbabaları Yeşil
Vadi'den uzak tutma kararı aldılar. Yedi Tepe Ormanlarında yaşamlarını
sürdüren dinazorlar, Yeşil Vadi'yi dinlenme alanı olarak kullanacaktı.
Yedi Tepe Ormanları'nı yalnız akbabalar yok etmiyordu. Diğer hayvanların
bilinçsizce ağaçları kemirmesi sonucu, ağaçlar yok oluyor, yerini çıplak
topraklara bırakıyordu. Yedi Tepe Ormanlarının yer yer kel olup, kabaklaştığı
günlerde, Yeşil Vadi'nin el değmemiş güzelliği dinazorları pek sevindirdi.
Bu alana kimse zarar versin istemediler. Dinazorların en irilerinden
olan iki Trex, Yeşil Vadi'nin yönetimini üstlendiler. Tciretops ve Brantosaurus
da onlara yardım etti. Yönetimin ilk işi, Yeşil Vadi'de yaşayan hayvanların
türlerini belirlemek oldu. Yeşil Vadi'de ağaçların ve çalıların arasında
yaşayan tüm hayvan türlerini belirlemek çok zordu. Trex, burada kaplumbağa
yaşadığını öğrendi. Tüm dinazorlar, çevreyi araştırıp kaç tane kaplumbağa
yaşadığını bulmak istediler. Gördükleri her kaplumbağa numaralandırıldı
ve Yeşil Vadi'de oniki kablumbağa olduğunu anlaşıldı. Söylentiye göre,
Yeşil Vadi'de papağanlar ve yılanlar da yaşıyordu. Dinazorlar, bulabildikleri
yılanların boyunlarına halka geçirdiler. Papağanları da ayak bileklerinden
numaraladılar. Yeşil Vadi'de yaşayan tüm hayvanlar belirlendikten sonra
Trex, dinlenmeye gelen dinazorları topladı ve: - Arkadaşlar. Bu alanda
yaşıyan tüm hayvanları belirledik. Bu hayvanlar Yeşil Vadi'ye bugüne
değin zarar vermemişler, bundan sonra da zarar vermezler. Başka hayvanların
bu alana girmelerini engellersek Yeşil Vadi'nin yok olmasını önleriz.
diye seslendi. Dinazorlar Yeşil Vadi'de yaşayan hayvanların yaşam koşullarını
iyileştirmek ve kendilerine güzel bir dinlence ortamı hazırlamak için
Yeşil Vadi'yi onarmaya başladılar. Hayvanların yuvalarının bakımı yapıldı,
dikenli çalılar budandı, açık alanlara çiçekler ekildi, yıkılan ağaçların
yerine yeni ağaçlar dikildi. Yeşil Vadi daha güzel ve yaşanabilir bir
ortam olmaya başladıkça dinazorlar seviniyordu. Yeşil Vadi'nin çevresinde
sarp kayalar vardı. Bazı akbabalar, bu kayaların üzerindeki taş yığınları
arasına yuvalanmışdı. Bu alanda yaşıyan başka hayvanlar da vardı. Bunlar,
arada Yeşil Vadi'ye inip, ağaçları kemirir, Yeşil Vadi'nin küçülmesine
bilinçsizce katkıda bulunurdular. Akbabalar, kemirilen ağaçların bulunduğu
yerlere taş yuvarlar ve bu alanı taş çölü yapardılar. Çevresi taşlarla
çevrilen kabukları kemirilmiş ağaçlar, zamanla ölüp gidince, akbabalar
bu taş çölüne inip, hemen yuva yapmaya başlardı. Yeşil Vadi de aynı
Yedi Tepe Ormanları gibi taş çölüne dönüşmek üzereydi... Bu durumu gören
dinazorlar, Yeşil Vadi'de yaşamayan diğer hayvanları buradan kovdular.
Bu hayvanlar kayaların üzerindeki yuvalarına kaçışıp, öfkeyle Yeşil
Vadi'ye bakarak iç çektiler. Akbabalar, sessizce dinazorların çabasına
bakıp, diğer hayvanları Yeşil Vadi'den kovuşlarını görünce: - Bir gün
buraları da taş çölü olacak, dinazorlar bizimle baş edemezler... diye
için için güldüler. Akbabalar yalnız gülmekle kalmadı, Yeşil Vadi'yi
taş çölüne dönüştürmek için kurnazca hazırlanmış kurgularla taş çölü
sınırlarını, Yeşil Vadi'ye doğru ilerletmeye çalışdılar... Akbabalar,
bazen Yeşil Vadi sınırına yuvarladıkları taşların yanına gidip, sınır
taşlarının yerini değiştirmeye, Yeşil Vadi'den toprak çalmaya çalışırdılar.
Yeni yuvarlanan taşları üst üste dizerek sınır taşlarını eskiden de
varmış gibi göstermeye çabalardılar... Yeşil Vadi'nin adım adım ilerleyen
sınır taşlarıyla küçüldüğünü gören dinazorlar, tam taşların yolu üzerine,
derin bir hendek kazdılar. Hendeği suyla doldurduktan sonra yakın akrabaları
olan timsahları buraya çağırıp, özgürce yaşamlarını sürdürmeyi önerdiler.
Timsahlar, hendeğin çamurlu suyunda yaşamaya başlayınca akbabalar, timsahların
kendilerini parçalamasından korkup, taş yuvarlamaktan vazgeçtiler. Akbabaların
taş çölünü genişletme çabaları engellenince, boyunlarını büküp yeni
kurnazlıklar düşünmeye başladılar... Amaçları Yeşil Vadi'ye yeni kayalar
yuvarlayıp toprak kazanmak ve yeni taş yığınları arasında yuvalanmaktı...
Yedi Tepe Ormanları'nı benzer yöntemlerle yok edip, taş çöllerine yuvalanan
akbabaların yaptıklarını, Yeşil Vadi'de uygulayamamak, yamaçlara yuvalanmış
akbabaları çok öfkelendiriyordu. Beceriksizliklerine gülen Yedi Tepe
Ormanları çevresinde yaşıyan diğer akbabaların davranışlarına da çok
içerliyordular... Bir gün, kayalar arasındaki ininden çıkan çakal, boyunlarını
büküp Yedi Vadi'ye bakan akbabaların hüzünlü duruşunu görünce dayanamadı
ve sordu: - Ne derdiniz var sizin? Niye böyle hüzünlüsünüz? - Şu önümüzde
uzanan Yeşil Vadi'ye bakıp iç çekiyoruz. Çakal çok şaşırdı. Daha önce
yeşile bakıp da hüzünlenen hayvan görmediğini anımsadı. Gerekçelerini
öğrenmek için: - Neden? dediğinde akbabalar üzgün bir tavırla: - Bu
vadiyi taş çölüne çeviremedik. Böyle giderse burası hep yeşil kalacak...
- Olsun bazı alanlar yeşil kalabilir. - Akrabalarımız bize gülüyor.
Akbabaların yüz karası olduğumuzu düşünüyorlar. Onların arasına girmeye
yüzümüz yok... - Taş yuvarlamayı denediniz mi? - Aşağıda timsahlar var.
Hendeklere yaklaşmaya kalkınca bizi havada parçalıyorlar... - İşiniz
zor anlaşılan. Size nasıl yardımcı olabilirim? - Yalan haber yaysak.
Yeşil Vadi'de ağaçlar kesiliyor desek, kıyım yapılıyor desek belki diğer
hayvanlar ayaklanıp buraya gelir, dinazorları buradan çıkarırlar. Sonra
biz burayı taş çölüne çevirebiliriz. - Haberi nasıl yayacaksınız? -
Onu bilemiyoruz iste. Senin tanıdıkların var mı? Bize yardım edermisin?
- Ben de Yeşil Vadi'deki dinazorlardan hoşnut değilim. Yeşil Vadi'de
avlanmamı engelliyorlar. Baykuş'tan yardım alabilir miyiz bir araştırayım.
- Çok iyi olur. Sana bir gün borcumuzu öderiz. - Şöyle boğaza yakın
bir yerde bir inim olsa iyi olur diyorum. - Söz sana güzel bir in veririz.
O gece çakal kimseye görünmeden baykuşun yanına gitti. Ona akbabaların
kendisinden yardım istediklerini söyledi. Baykuş, akbabaların ne yapmak
istediklerini bildiğinden, onlara yardım etmek istemedi. Çakal, baykuşun
yardımını sağlamak için: - Ama dinazorlar Yeşil Vadi'ye yerleştiler.
Ağaçları kesiyorlar, doğayı yok ediyorlar... diye yalanlarını sıralamaya
başladı. Önce çakalın söylediklerine kulak asmayan baykuş, ardı arkası
kesilmeyen yalanlara sonunda inanmaya başladı. İnandıkça öfkelendi,
öfkelendikçe yerinde duramaz oldu. Dayanamayıp: - Bu dinazorlara iyi
bir ders vermeli... deyince, çakal baykuşu kandırmış olduğunu düşünüp,
mutluluk içinde inine döndü. Baykuş, Yeşil Vadi kıyımını dile getiren
bir türkü besteledi. Kargaların hepsini yanına çağırdı. Bu türküyü bir
çırpıda kargalara ezberletti. Sonra: - Yarın, gün doğunca Yedi Tepe
Ormanlarına gidecek, ağaçtan ağaca konup bu türküyü okuyacaksınız. Diğer
hayvanlar da dinazorların neler yaptığını öğrensinler... dedi. Kargalar
öğrendikleri türküyü unutmamaya çalışarak uçuştular... Sabah olunca
kargalar daldan dala konarak, dinazorların kıyımını dile getiren türküyü
söylediler. Çirkin sesleriyle tüm hayvanlara haykırarak seslendiler:
- Kurtarın Yeşil Vadi'yi. Bir çıplak toprak parçasına daha dayanmamız
söz konusu olamaz... dediler. Yedi Tepe Ormanlarında yaşayan tüm hayvanlar
kan ağlayıp, çevrelerindeki çıplak topraklara ve taş yığınlarına bakıp
üzüntülerini dile getirdiler. Yedi Tepe Ormanlarında bir kıpırdanma
başladı... Karga bu, pek akıllı değildir ya! Bir tanesi uçtu gitti Yeşil
Vadi'ye. Bir dalın üstüne kondu. Biraz soluklanıp, dinlendikten sonra,
o çirkin sesiyle baykuşun türküsünü söylemeye başladı. Karganın çirkin
sesini duyan dinazorlar çok şaşırdılar. Biraz dinleyince, türkünün akbabaların
kurnaz oyunlarından biri olduğunu hemen anladılar. Trex, dayanamayıp
çığlık atarak karganın tünediği ağacın dibine gitti. Ağacın gövdesini
elleriyle tutup sallamaya başladı. Karga çok korktu. Neye uğradığını
bilemedi. Karga deprem olmuş gibi sallanan ağacın dalından düşmemeye
çalışırken, yaprakların arasından uzanan Brantosaurus karganın uçmasını
engelliyordu. Karga artık türküyü dile getirmiyor, sonunun yaklaştığını
görüp çevresinden yardım almak için çığlık atıyordu. Onun çırpınışını
gören Trex seslendi: - Bu türküyü sana kim öğretti? - Baykuş - Hangi
baykuş? - Yedi Tepe Ormanlarındaki Özgürlük Parkı'nda yaşayan baykuş.
Trex: - O akıllı bir hayvandır. Böyle bir yalanı nasıl türkü yapmış
olabilir? Ne gibi bir amacı vardır? diye söylendi. Bu arada Pterezor
gürültüyü duyduğu için kanat çırparak Trex'in yanına geldi. Brantosaurus,
kargayı hırpalamayı sürdürürken, Pterezor: - Gidip şu baykuşa sorayım
mı? Neden bu türküyü bestelemiş? Brantosaurus: - Bu kargayı ne yapacağız?
Trex! kargayı yemek ister misin? - Bırakalım gitsin. Bu küçük karga
beni doyurmaz. Onun çirkin türküsüne öfkelenen biri nasıl olsa onu parçalar.
Sonu benden olmasın. Brantosaurus kargayı hırpalamayı durdurunca, karga,
korkuyla kanat çırpıp yanlarından uzaklaştı. O gece Pterezor, baykuşun
yanına gitmek üzere Yeşil Vadi'den havalandı. Baykuş tünediği dalda
bestelediği türküleri mırıldanırken kocaman Pterezor'un hemen yanına
kanat çırparak konmasına pek şaşırdı. Korkuyla irkildi. Pterezor'un
konuşmasını bekledi sabırla. Konduğu dala yerleşen Pterezor kanadını
kaldırıp: - Sen! dedi öfkeyle. Sonra devam etti: - O yalan ürküyü kargaların
ağzından Yedi Tepe Ormanlarına yayan sen misin? - O türkü gerçekleri
dile getiriyor. Yalan değil. diye kendini savunmaya kalkan baykuşa,
Pterezor öfkeyle seslendi: - Kimden öğrendin hemen söyle bana? - Yeşil
Vadi yamaçlarında yaşayan akbabalar görmüşler. Bana da çakal söyledi.
- İnandım mı onların söylediklerine? - Evet - Burada pinekleyip duracağına,
uçup gelseydin Yeşil Vadi'ye. Bizim ne yaptığımızı gözlerinle görseydin,
bu yalan türküyü bestelemezdin. diye başlayıp, Yeşil Vadi'de neler yaptıklarını
anlattı. Hayvanları nasıl koruma altına aldıklarını, ne kadar ağaç diklerini
söyledi. Baykuş Pterezor'a inanıp, çakalın kendisini aldatmış olduğunu
anlayınca, türküyü yaymış olduğuna çok üzüldü. Pterezor'un anlattıklarını
dinledikten sonra: - Bu bir yanılgı. Hemen yeni bir türkü bestelerim.
Yarın tüm Yedi Tepe Ormanlarında yeni türkü söylenir. Diğer hayvanları
yatıştırmış olurum. - Kargalara öğretme. Artık onlara kimse inanmaz.
Hem sesleri de çok çirkin. - Başka kuşlara öğretirim. Sakalara, sığırcık
kuşlarına, bülbüllere öğretirim. - Bu olur işte. Pterezor öfkesi yatışınca
kanat çırparak baykuşun yanından ayrıldı. Sabah olunca, Yeşil Vadi'deki
dinazorlar, derin uykularından kuş cıvıltılarıyla uyandılar. Sesi güzel
olan kuşlar bazen bir arada, bazen tek başına uzun uzun dinazorların
gerçek öyküsünü dile getiren türküyü söylediler... Tüm Yedi Tepe Ormanları
cıvıl cıvıl öten kuş sesleriyle doldu taştı. Arada kargalar da katıldı
onlara. Bazıları yeni türküyü çirkin sesleriyle mırıldanırken, bazıları
hala eski türküyü söylemeye çalışıyordu. Ama tüm hayvanlar güzel sesli
kuşları dinlerken, kargaların cıyaklamasına kulak asmadılar. Bazıları
kovaladılar kargaları... Baykuş yaptığının ne denli kötü bir davranış
olduğunu anlayınca, bir daha gözüyle görmeden, araştırmadan başkasının
söylediklerine inanıp türkü bestelemedi. Kuşların güzel türküsünü, geceleri
bülbüller sürdürdü. Sabaha değin susmadan öttüler. Kuşlar bundan böyle,
neşeyle daldan dala konarken hep bu türküyü söylediler... Yeni doğanlara
ve unutanlara hep aynı türküyle seslenip, dinazorların Yeşil Vadi'de
yaptıklarını anlattılar. Yeşil Vadi'nin nasıl taş çölü olmaktan kurtulduğunu
dile getirdiler. Dinazorları, Yedi Tepe Ormanlarının kahraman koruyucuları
olarak çevreye duyurdular... Yedi Tepe Ormanlarında yaşayan diğer dinazorlar
da Yeşil Vadi'nin güzelliğini görmek için buraya gelir oldular. Burada
çoşup, neşeyle dans ettiler... Akbabalar, dinazorların çalışmalarıyla
doğal park biçimine gelen Yeşil Vadi'ye baktılar umutla... Belki bir
gün, istekleri gerçekleşir, Yeşil Vadi onların beklediği gibi "Taş çölüne"
dönüşür diye düşlediler... Yeşil Vadi yamaçlarında boyunlarını büküp,
taşlarda tüneyerek bekleşen akbabalar, yüreklerinde taş çölü özlemiyle
dinazorları izleyip durdular...
|